Dolar Neden Artıyor ? Enflasyon Oranları Yatırımcılar Türkiye İçin Ne Diyor ?

Dolar Neden Artıyor?

Dolar neden artıyor sorusu neredeyse her günün sorusu haline geldi. Bunun için sürekli güncellediğimiz makalemiz hem yapısal hem de kısa vadeli olarak bu sorunun cevabını size vermeyi amaçlıyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Eylül ayından beri hem faiz silahı ile hem de diğer araçlarla dolar üzerinde baskı kuruyor. İlk adım olarak faizi 625 baz puan yükseltti. Buna rağmen dolarda düşüş oldukça hane halkları elindeki Türk lirası cinsinden yatırımları dolara veya altına çevirmeye devam etti. Bu sefer de bankaları ellerindeki dolarları bozdurmaya yönlendirdi. Bu sırada bankaların oluşabilecek kur riski için de vadeli işlemler opsiyon borsasında yükseliş yönlü pozisyon açabilecekleri bir plan ortaya koydu.

Kurulduğu günden bugüne ilk kere TCMB vadeli işlemler opsiyon borsasında doğrudan piyasaya müdahil oldu ve her vadede düşüş yönlü pozisyon açtı. Bu sayede bankalar ellerindeki dövizi bozdurduklarında, dolar yükselse de VİOP’ta açtıkları pozisyondan gelir elde edeceklerdi. Aşağıda TCMB’nin hali hazırda VİOP’ta bulunan açık pozisyonlarının olası kar ve zararları bulunuyor.

Bu “oyun” Mart ayına kadar güzel bir şekilde işledi. Normal zamanlarda sadece piyasa oyuncularının, küçük yatırımcının işlem yaptığı VİOP döviz kontratları yakın vadede 400 bin kontrat civarı iken kontrat sayısı her vade yaklaşımında 1 milyon civarına yükseldi. Seçime 10 gün kala VİOP Nisan vade kontrat sayısı ise 1.5 milyona ulaştı. Ayrıca TCMB sadece Mart ayında 6.5 milyar dolarlık döviz satışı yaparak 2006 yılındaki rezerv miktarına geri döndü.

İki gün önce FED’in güvercin huylu açıklaması sonrası yani faizleri artırmayacağım parasal sıkılaştırmayı bitireceğim açıklaması da Dolar/TL üzerinde rahatlatıcı bir etki yapmalıydı.

Buna rağmen 5.41 TL’ye kadar düşen Dolar bugün akşam saatlerinde 5.76 seviyelerine kadar yükseldi. İki günde toplam yükseliş yüzde 7’e yaklaştı. Peki halen dolar neden yükseliyor?

Dolar Neden Artar Sorusunun Görünen Sebepleri

  • Merkez bankasının elindeki net döviz rezervinin son bir ayda 6.5 milyar dolar eriyerek 28.5 milyar dolar civarına gelmesi. Sıkacak kurşununun azalması.
  • Türk vatandaşlarının yıllar sonra rekor seviyelere doğru döviz mevduatına geçmesi.
  • Seçim sonucunda ekonomi nedeniyle Cumhur İttifak’ının siyasi güç kaybetme ihtimalinin yüksek olması
  • Yabancı yatırımcıların, enflasyon rakamlarına güvenmemesi ve dolayısı ile verilen faiz oranlarını beğenmemesi
  • Seçime doğru seçim kaynaklı harcamaların aşırı şekilde artması ve mali disiplinin bozulması
  • JP Morgan’ın Türkiye Ekonomisi ve Türk Lirası hakkında yayınladığı rapor.

Ekonomide Güven Ortamının Kaybolması

Bir ekonominin gelişmesinin temelinde yatan en önemli niteliklerden biri piyasada “Güven” ortamının oluşması. Bu güven hane halklarının ekonomi politika yapıcılarına duyduğu güven ile başlar. Yasalar ile güvence altına alınır. İnsanlar nasıl ki ülkeye silahlı bir tehdit olduğunda ordusuna ve generallerine güvenip rahat uyuyorsa paralarının güvenliğini de Merkez Bankası’na ve Ekonomi Bakanlığına bırakır. TCBM’nin yeni Başkan ve Ekonomi Bakanı döneminde yurtiçi ve yurtdışı fon yöneticilerinin ve de hane halklarının para politikasına duydukları güveni erozyona uğrattı.

Temmuz ayında 300 baz puan ile rahatlatılacak piyasada faizi doğrudan artırmamayı uygun bulan para politikası kurulunun hatası USD’nin TL karşısında 7 TL’leri görmesine sebep oldu. Geçmişinde birçok devalüasyon görmüş olan birçok vatandaş çok kısa bir sürede yüzde 30 civarı yükselen dolar kurunu görünce eski günleri hatırladı. TL’ye güvenmemeye başladı. Bu sürece kısaca Dolarizasyon denir. Yıllar içerisinde Türk lirasına karşı zar zor oluşturulan güven hissi dolar/TL grafiğinin dalga boyları arasında kayboldu. Görseli büyütmek için lütfen görseli tıklayınız. Merkez Bankası’nın sitesi üzerinden döviz tevhidat serilerine bakmak için tıklayınız

Mülkiyet Hakkı Konusunda Şüphelerin Oluşması

Hane halkı tasarrufu düşük ama özellikle 2008 Dünya Finans Krizi sonrası tüketimi yüksek olan Türkiye ekonomisinde gerekli sermaye açığı hem doğrudan hem pörtföy yatırımları ile sağlanmaktaydı. Gezi Hareketi, 17-25 Aralık Süreci, Hendek Savaşları ile oluşan siyasi doğrudan yabancı ortam yatırımcıları oldukça ürküttü. Sonrasında gelen 15 Temmuz Darbe girişimi de yabancı yatırımcıların piyasaya olan son güvenini de ne yazık ki yok etti.

Liberal ekonomi söz konusu olduğunda ekonominin gelişmesi için Mülkiyet hakkı çok önemlidir. Hiç bir yatırımcı, yatırımlarının risk altında olmasını istemez. Risk ne kadar yüksek olursa aldığı risk için de o kadar yüksek getiri ister. Yabancı yatırımcıların gözünde Türkiye’ye yaptıkları yatırımlar konusunda ise şüpheler var. Yakın dönemde özellikle borsada işlem gören İş Bankası hisselerinin Hazineye Devredilmesi ile ilgili tartışmalar, Halk Bankası ile ilgili yürütülen dava süreci hisse senedi piyasalarında olan ya da ülkeye girecek parayı özellikle de uzun vadeli emeklilik yatırım fonlarını olumsuz biçimde etkiledi.

İş Bankası ile ilgili tartışmalar hükümet kanadından gelen açıklamalar, mülkiyet hakkının güvence altında olmadığına dair kaygılar yaratıyor. En son Atilla Yeşilada’nın kendi Youtube kanalında verdiği anektoda göre yabancı fon yöneticileri mülkiyet hakkı ihlallerinin olabileceği ülkelere yatırım yapmayacaklarını söyledi. Mülkiyet hakkı serbest piyasa kurallarının sıkı biçimde geçerli olduğu yabancı ülke yatırımcılarının en önem verdiği haktır.

Mesela Çin Cumhuriyet’i her ne kadar komünist bir yönetime (özel mülkiyet yoktur) sahip olsa da ekonomik olarak gelişmek için yabancı yatırımcılara mülkiyet hakkı konusunda çok fazla güvence vermiştir. Bu verdiği güvenceler sayesinde dünyanın dört bir tarafından kendisine yatırım çekebiliyorsa mülkiyet hakkı ile ilgili güven verdiği içindir. İş bankası ile ilgili tartışmalar yurt dışından kaygı ile izleniyor.

Dış Ticaret Dengesi

Dolar kurunun ne kadar yükseleceğini hesaplayabilmek için basit bir formül kullanılır. Türkiye’nin enflasyon oranında ABD’nin enflasyon oranını çıkardığınızda Türk lirasının sağlıklı bir şekilde ne kadar değer kaybetmesi gerektiğini hesaplayabilirsiniz. Örneğin Türkiye’de 2018 yılı enflasyonu yüzde 20, ABD’de yüzde 2 civarında olsun. Türk Lirası serbest piyasada dolar karşısında (20-2=18) yüzde 18 kadar değer kaybetmelidir.

Bu iki ülke para birimi arasındaki enflasyon kaynaklı ilişki kısmen piyasanın sağlıklı kararlar altında işlediğinin göstergesidir. Buna rağmen geçtiğimiz yıllarda gündeminde birçok seçim olan Türkiye’de doların serbest piyasada dalgalanmasına izin verilmediği için kur aşırı değerli hale gelmiştir. Bahsedilen formül geçerli olduğunda iki ülke arasındaki dış ticaret dengesi sağlanacağından sağlıklı olacakken aşırı değerli Türk lirası, ihracata zarar vermekte ayrıca artan iç talep kaynaklı ithalat ile de cari açığın artmasına sebep olmaktadır. Sürekli baskı altına alınan herhangi bir para birimi, en nihayetinde bahsedilen formüldeki farkların yıllar içindeki toplamı kadar değer kaybederek dengeye gelir.

Adaletsiz Vergi Politikası

Enflasyon söz konusu iken Türkiye’deki vergi uygulamaları da üretimi caydırıcı, cezalandırıcı bir işlem görmektedir. Vergi gelirleri daha çok tabandan alınacak şekilde dolaylı vergiler üzerine uygulanmaktadır. ÖTVKDVÖİV gibi birçok dolaylı vergi insanların üretim yaparken kar etmekten ziyade devlete çalışmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak yurt içinde ve özellikle yurt dışında ağır vergiler ile yapılan üretimin rekabet gücü düşük olduğundan üretim yönlü ekonomi azalmaktadır. Rekabet edemeyen üretici, ithalata yönelir.

Vergilerin oransal olması da fiyatlar yükselirken devletin daha fazla vergi yükü bindirmesine neden olur. Vergi artışı, fiyatı yükseltir. Fiyat yükselince enflasyon artar. Enflasyon da yeniden döviz kurunu yükseltir. Bu sarmal dolaylı vergiler, gelir vergisine dönüşmedikçe değişmez. Vergi yükü arttıkça kayıt dışı ekonomi de güç kazanır.

Yanlış Büyüme Politikası

Türkiye yıllar içerisinde üretken olmayan inşaata dayalı bir büyüme politikası izlerken, özel sektör ve özel bankalar eliyle 400 milyar dolar civarı borç yapmıştır. Bu borca her yıl bulunması gereken cari açık eklendiğinde fatura yıllar içinde büyümektedir.

Birbiri ile Uyumsuz Maliye ve Para Politikası

Türkiye’de iki yıldır birbiri ile zıt maliye ve para politikaları güdülmektedir. Merkez Bankası parasal sıkılaştırma için önlem alırken hükümet, hazine ve maliye ile bütçe disiplininden taviz vererek genişletici maliye politikası uygulamaktadır. İktisat derslerinde Merkez Bankası konusu anlatılırken Merkez Bankalarının özerk ama hükümet ile uyumlu bir politika izlediklerinde ekonomi politikasının başarı şansının artacağı anlatılır. Türkiye’de ise faizler yükseltilerek sıkı para politikası uygulanmakta ama kamu harcamaları artırılarak genişletici maliyet politikaları izlenmektedir.

Birbiri ile zıt iki politikadan genişletici maliye politikası piyasada daha büyük hacme sahip olduğundan olması gereken sıkı para politikasının etkilerini sıfırlamaktadır. Sonuç olarak piyasada birbirine destek olması gereken iki politika birbiri ile rakip olmaktadır. Bu hem hükümet hem Merkez Bankası için etkinsiz ve yanlış bir politika halini alır. Genişletici maliye politikası, harcamaları dolayısı ile talebi ve yine dolayısı ile enflasyonu yükseltir. Enflasyon ise daha önce bahsedildiği üzere döviz kuru üstünde baskı yaratır.

Sonuç Olarak Doların Düşmesi İçin

Bu yukarıda bahsedilen olayların üzerine seçim döneminin gergin ortamı, hükümetin Başkanlık seçimi sonrası güven erozyonuna uğrama ihtimali yatırımcıların kendilerini hedge etmek üzere dolara geçişine hız veriyor. Merkez Bankasının son 1 ayda 6.5 milyar dolar civarı döviz satışı da Merkez Bankasının elindeki mermilerin azalmasına neden oldu. Vadeli işlem ve opsiyon piyasası üzerinden dolar kuruna müdahale etmeye başlayan MB, kısa vadeli alışılmadık bu davranışı sürdürmeye devam ediyor. Kısa vade finansal piyasalarda etkili olabilecek bu durumun artık etkisi azaldı. Yapısal reformlar ve yukarıda bahsedilen durumlar toparlanırsa Doların kısa vadede olmasa da orta ve uzun vadede düşmesi için

  • Vergi reformu yapılmalıdır. Vergiler gelire bağlı artan oranlı şekilde tarh olunmalıdır. Özellikle dolaylı vergilerin üretici üzerinde yükü azaltılmalıdır. Vergilerin azalması, fiyatların düşmesine; fiyatların düşmesi de enflasyonun azalırken büyümenin de artmasına katkıda bulunur. Türkiye özelinde yakın zamanda alınacak en önemli yapısal reform tedbiri budur.
  • İnşaat teşvikleri, etkin olmayan altyapı yatırımlarına dayanan büyüme politikasından vazgeçilmelidir. Büyüme Politikası üretime, özellikle KNOW-HOW teknolojilere dayanmalıdır. Bunun için doğrudan yabancı yatırım teşvikleri yükseltilmelidir.
  • Hane Halklarının ekonomiye yeniden güvenmesi için gerekli söylem ve politikalar uygulanmalıdır. Vatandaş, TCMB’ye ekonomi kurmaylarına, onların politikalarına güven duymalıdır. Hem ekonomi hem de TCBM iletişim becerisi yüksek sözcüler ile piyasalarla iletişim kurmalıdır. Ayrıca para politikası ile ilgili basit uygulamalarda bulunmalıdır. Rezerv Opsiyon MekanizmasıRezerv opsiyon katsayısıGeç likitide penceresi gibi geçici uygulamaları kalıcı politikalar olarak görmemeli, yatırımcıların kafasını karıştırmamalıdır.
  • Gereksiz kamu harcamaları ülkede gereksiz vergi yüküne yol açar. Devletin piyasaya müdahalesi ise insanların kendi sermayeleri üzerinde devletin karar alması demektir. Devletin zorunlu hizmetleri (güvenlik, sağlık, eğitim vb) harcamaları haricinde olan harcamaları kısması gerekmektedir. Özellikle ithalata bağımlı kamu harcamalarında acil tasarruf tedbirleri alınmalıdır.
  • Borsada işlem gören şirketler başta olmak üzere,  mülkiyet hakkı ile ilgili herhangi piyasa bozucu söylem ve eylemden kaçınılmalıdır. Mülkiyet hakkının tam anlamıyla korunduğu hissettirilmelidir.
  • Merkez Bankası – maliye politikaları arasındaki uyuşmazlık ortadan kaldırılmalıdır. Bu sayede ekonomi politikaları daha etkin hale gelir.
  • Devletin ekonomiye aşırı şekilde müdahale etmesi sonlandırılmalıdır. Bunun yerine gerekli regülasyonlar, sübvansiyon ve rekabet ortamı tesis edilmelidir

Ağustos Ayı Enflasyon Oranları

TÜFE’de (2003=100) 2019 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre %0,86, bir önceki yılın Aralık ayına göre %7,35, bir önceki yılın aynı ayına göre %15,01 ve on iki aylık ortalamalara göre %19,62 artış gerçekleşti.

AYLIK EN YÜKSEK ARTIŞ %19,11 İLE ALKOLLÜ İÇECEKLER VE TÜTÜN GRUBUNDA OLDU
Ana harcama grupları itibarıyla 2019 yılı Ağustos ayında endekste yer alan gruplardan, eğitimde %4,26, konutta %2,04, çeşitli mal ve hizmetlerde %0,89 ve lokanta ve otellerde %0,75 artış gerçekleşti.

AYLIK EN FAZLA DÜŞÜŞ GÖSTEREN GRUP %1,94 İLE ULAŞTIRMA OLDU
Ana harcama grupları itibarıyla 2019 yılı Ağustos ayında endekste yer alan gruplardan giyim ve ayakkabıda %1,10 ve gıda ve alkolsüz içeceklerde %0,77 düşüş gerçekleşti..

YILLIK EN FAZLA ARTIŞ %41,42 İLE ALKOLLÜ İÇECEKLER VE TÜTÜN GRUBUNDA GERÇEKLEŞTİ
TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre çeşitli mal ve hizmetler %20,98, ev eşyası %20,13, lokanta ve oteller %18,52 ve eğitim %17,59 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama gruplarıdır.


ÖZEL KAPSAMLI TÜFE GÖSTERGESİ (B) AYLIK %0,16 ARTTI
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’de 2019 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre %0,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre %6,89, bir önceki yılın aynı ayına göre %15,05 ve on iki aylık ortalamalara göre %18,87 artış gerçekleşti.

Ağustos 2019’da endekste kapsanan 418 maddeden; 43 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 243 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 132 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.

Tüketici fiyat endeksi, Ağustos 2019.

Yatırımcı Fonlar Türkiye İçin Ne Diyor

Türkiye’nin kırılgan ekonomik yapısı içinde bazı yabancı fonlar gazlı içecek firmalarından otomobil üreticilerine ve bankalara kadar pek çok sektöre yatırım yapıyor.

Birçok uluslararası yatırımcı ve makro odaklı sermaye yöneticisi, değeri düşen Türk Lirası, yüksek enflasyon ve Amerika Birleşik Devletleri ile gerilen ilişkiler nedeniyle Türkiye piyasalarından çekilmeyi tercih etse de bu durum bazı yatırımcılar için bir fırsat niteliğinde görülüyor. Peki yabancı fonlar satın alımlarını hangi kriterlere göre belirliyor?

Borsa İstanbul’da temel endeks son çeyrekte yüzde 4 düşerken, Türkiye’de yatırım yapan bazı yabancı fonlar, satın alımlarında şirketlerin dış piyasa değerleri, borç seviyeleri ve iktidar ile ilişkilerini göz önüne aldığını aktarıyor.

Union Investment portföy yöneticisi: Uzun vadede Türkiye’den ümitliyiz

Dünya çapında yaklaşık 350 milyar euro değerinde bir sermayeyi yöneten Almanya merkezli Union Investment, Coca Cola İçecek ve Koç Holding’e ait dolar tahvillerini uluslararası yatırım bankaları üzerinden satın aldı.

Alman yatırım firmasının uzun vadeli düşündüğünü kaydeden Union Investment portföy yöneticisi Sergey Dergachev, piyasalardaki endişeli ve geçişken ortamın tahvil satın almak ve fırsat yakalamak için çok iyi bir şans yarattığını ifade ediyor.

Dergachev, “Biz uzun vadeli bir yatırımcıyız. Türkiye de genç nüfusunun yanı sıra tahvil ihraç eden ve iyi yönetilen güçlü şirketler ve güçlü risk yönetimi ile büyük bir farklılığa sahip” diyor.

Dergachev, Coca Cola İçecek’i Orta Doğu ve eski Sovyet devletlerinde büyük bir ihracat ağına sahip olması nedeniyle tercih ettiklerini ifade ediyor.

Fiera Capital: Ekonomi zayıf ama ihraç sektörü rekabetçi

Koç Holing bünyesinde bulunan Arçelik ve Tofaş’ın yanı sıra Tüpraş’a yatırım yapan Fiera Capital’in yatırım stratejisi şefi Julian Mayo Türkiye ekonomisini ‘zayıf’ olarak nitelendiriyor.

Mayo, “Genel tez ekonominin zayıf olduğu ve de öyle kalacağı üzerine…İhraç sektöründe ise daha rekabetçi hale geldi” yorumunda bulunuyor.

Lazard Yatırım: Türkiye, Rusya ile birlikte en ucuz önemli pazarlardan biri

Halihazırda Türkiye’de pek çok yatırımı olan Lazard Asset Management’ın gelişmekte olan piyasalar sorumlusu James Donald Türkiye hakkında “Rusya ile birlikte, dünyadaki en önemli pazarlar arasında en ucuz pazar” ifadesini kullanıyor.

Lazard Asset Management’in Türkiye’ye daha da çok yatırım yapacağını belirten Donald, “Riskleri düştüğünüzde hala değer olduğunu düşünüyoruz… Türk Lirası düzelirse, portföyümüze iç ekonomiye yönelik başka yatırımlar da ekleyebiliriz.” diyor.

“Türkiye piyasası yüksek derecede politize olmuş”

Ashmore Grup’un gelişmekte olan piyasalar sorumlusu Jan Dehn ise Türkiye piyasasını ‘yüksek derecede politize olmuş’ olarak tanımlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Terör Örgütü PYD/YPG Nedir, Kimler Tarafından Finanse Ediliyor, Orta-Doğudaki Güçleri Nedir ?

Cts Eyl 7 , 2019
Bildiği üzere Türkiyenin uzunca bir süredir Suriye’de Terör örgütü PYD, yada tam adıyla,Demokratik Birlik Partisi ile olan mücadelesi devam ediyor. Peki Orta-Doğu’da nasıl silahlandılar, kim tarafından mali destek sağlanıyor, hangi ülkeler tarafından terör örgütü olarak görülüyorlar, Orta-Doğudaki güçleri nedir ? Sizin için tüm bunları ve daha fazlasını cevapladık. İşte PYD/YPG […]

Etiketler